23 Mayıs 2009 Cumartesi

Promosyon Deyince Akla Gelen Süpermarket: Tesco Kipa

Türkiye’deki hızlı tüketim pazarındaki tüketiciye baktığımızda Kipa’nın ziyaretçilerini elinde tutmada oldukça başarılı olduğunu ve aynı zamanda diğer marketlere oranla daha sadık müşterilere sahip olduğunu görüyoruz. Kipa’nın devamlı müşterilere sahip olmasındaki etkenlerin başında uygulamakta olduğu promosyonları söyleyebiliriz. Alışveriş yaparken gözümüze çarpan lider ‘markalarda en ucuz fiyat’ etiketleri, sürekli değişen ama hiç bitmeyen promosyon etiketli ürünler ve 1 TL günleri bunlardan bazıları. Her süpermarkette her bütçeye hitap eden ürünler bulunmasına karşın Kipa yapmış olduğu promosyonlarla gelir bakımından daha çok orta ve alt seviyedeki vatandaşa yönelmeye çalışıyor. Bunu yapmış olduğu promosyonlarla açıkça ortaya koyuyor.


Alışveriş yapan müşterilerin kasadan çıktıklarında ellerindeki fişlere baktığımızda promosyonlu ürünlerin önemli bir yer kapladığını görebiliriz. Mesela genellikle Pınar meyve suyu alan bir kişi Dimes, Cappy ya da Tamek’teki promosyonu gördüğünde Pınar’dan vazgeçip diğer markalara yönelebiliyor. Kipa’dan alışveriş yapanlar 1 TL günlerine denk geldilerse hesabı ödedikten sonra fişlerine baktıklarında 1 TL’lik ürünler dikkatlerini hemen çekecektir. Mesela arkadaşlarımla yaptığımız alışveriş sonunda hepimizde 1 TL’lik ürünlerin bir hayli fazla olması bir yandan ucuz fiyata epey abur cubur almamızı sağlarken bir yandan da diğer müşteriler gibi hesapta olmayan şeylerin alınmasını ve belki de farkında olmadan fazla para harcamamıza neden olabiliyor. Fakat Kipa’nın girişinde 1 TL’lik ürünlerin çevresinde gördüğümüz insan kalabalığı ve onların hızla tükettiği ürünleri bir yandan yenileriyle takviye eden Kipa çalışanları müşterilerin ve Kipa’nın bu fısattan memnun olduğunu gösteriyor.


Balçova’da aralarında fazla mesafe olamayan Kipa ve Migros’a baktığımızda Kipa’nın daha fazla tercih edildiğini görebiliyoruz. Bunun en azından biz öğrenciler için böyle olduğunu düşünebiliriz ki bu da Kipa’nın daha hesaplı olarak düşünüldüğünü gösteren başka bir misaldir. Belki de promosyonlar sayesinde Kipa’yı tercih eden öğrenciler gelecekte de bu alışkanlıktan dolayı her zaman Kipa’yı tercih edeceklerdir.



Reklamda Yeni Bir Mecra

Son zamanların en çok izlenen, şu an olmasa da ilk zamanlarda izlenme rekorları kılan, bilgiye ihtiyaç duyulmadan para kazandırabilen, show tv’nin en çok izlenen programlarından ‘var mısın yok musun’ yarışması çehresini giderek değiştirmekte. Başlarda, bugüne oranla daha sade denilebilecek bir program olan Acun Ilıcalı’nın sunduğu ve yine kendisinin yayınlanmasını istediği yarışma programı şimdi ise gerek reyting için gerekse programı kullanarak daha fazla para kazanmak için mümkün olduğunca çok faaliyete yer vermeye çalışıyor. İlk zamanlarda sadece görme vb. bedensel engelli kişiler, lösemili çocuklar ve bunlarla ilgili yardım kuruluşları, dernek ve vakıflarla sosyal mesajlar vermeye çalışan programa şimdi ise çeşitli reklamlar, ünlü yerli ve yabancı konuklar hakim olmuş durumda.


Programda gördüğüm ilk reklam bir dondurma reklamıydı. Galiba pandanın reklamını yapıyorlardı. Ben kutudan kaç para çıkacak diye beklerken bir anda stüdyodaki herkesin elinde bir dondurma. Ben neler oluyor derken bir anlık şaşkınlıktan sonra Acun Ilıcalı’nın pandayla ilgili söylediği birkaç söz artık yeni bir reklam fırsatını sunuyordu iş dünyasına. İlk gördüğümde garibime gitse de bu reklamın programlar arasında arka arkaya verilen reklamlardan daha etkili olduğu görülen bir gerçek. Bu sayede hem yapımcılar ya da bu işin lokomotifi Acun Ilıcalı hatırı sayılır miktarda para kazanıyor hem de reklam veren firmalar istedikleri şekilde seyircileri etkileme fırsatı yakalıyorlardı.


Programa getirilen yerli ve yabancı ünlüler ise ( Cem Yılmaz, Adriana Lima, Roberto Carlos vb.) programın reytinginin düşmemesi için etkili bir yöntem olarak görülüyor. Fakat bir yandan bu ünlüler sayesinde izleyenlerin sayısı artsa da bir yandan da özellikle son zamanlarda aşırıya kaçan reklamların seyircileri sıktığını ve izleyen sayısını olumsuz yönde etkilediğini söyleyebiliriz.



Yalan Haberde Son Nokta








Ülkemizde en çok rağbet gören ve en çok ilgi çeken spor dalı hiç kuşku yok ki futbol.Bu sektörün inanılmaz bir büyüklüğü var ve her alanda herkese geniş bir pazar imkanı sunuyor.


Kulüplerin sattığı ürünlerin oluşturduğu pazar payının yanı sıra korsan ürün üretip satanların pazar payı da bulunmakta.Öte yandan maç biletlerini karaborsada normal fiyatın 2-3katına satıp kendilerine gelir sağlayanlar da var.Bu saydıklarım direkt olarak kulüplerle ilgili olan kısımları.Birde bu sektörü kendi ürünlerini pazarlamak için kullanan kurumlar var ki;bunlardan bazılarının bu uğurda yaptıkları akıl almaz derecelere ulaşmakta.Biraz düşününce bu sektörü bulmak zor olmaz aslında:evet,medya sektörü.Bakıyoruz,gazeteler satış rakamlarını arttırabilmek için hergün ülkemizin önde gelen kulüplerine 5er 10ar tane transfer yapıyorlar.Biliyorlarki Türk insanı meraklı ve böyle sansasyonel haberleri okumaktan çok memnun oluyorlar.Aslında yaptıkları işi incelediğimizde çok iyi bir müşteri analizi yaptıkları ve buna göre bir haber stratejisi belirlediklerini söylemeliyiz.Ürünlerini pazarlamak için yalan yada doğru olan haberleri yapmaktan çekinmiyorlar,çünkü biliyorlarki bizim meraklı Türk insanı da bunlara inanıp bu gazeteleri alacak.Geçen yıl FENERBAHÇE için yapılan haberlere bakıldığında 72tane oyuncunun adı geçiyor.Halbuki FB'nin yapabilecek olduğu transfer sayısı 2 idi=)İşte böyle bir ortamda gazeteler için "yuuhh " demekten başka birşey gelmiyor.Ama öyle bir olay var ki cidden "YUHHH" dememiz gerekir hep birlikte.Bir gazete satış yapabilmek için anca böyle bir haber yapabilirdi.Fotospor dünya kupası sırasında yaptığı röportajı yayınlıyor.İlk sayfada manşet 3 yıldız oyuncu;Hernan Crespo,Roberto Carlos ve Sol Campbell ile kendi muhabirlerinin fotoğrafları var.3'ününde gazetede röportajları var ve 3'üde Fb ile anlaştıklarını anlatıyor.Helal olsun büyük bir gazetecilik başarısı diye alkışlıyoruz ve satış rakamlarını o gün maksimum düzeye çektikleri kesin,adamlar işini biliyor.Satabilmek için gerekli olan ürünü bulmuşlar.Fakat haberin üstünden 1hafta geçince başka internet sitesinde bir haber okudum ve cidden ağzım açık kaldı.O manşetteki 3fotoğrafta fotomontaj ve ve röportajların hepside kendi hayal ürünleri=)Gerçek fotoğrafları bulup yayınlamış o site=)hadi röportaj yapıp içine kendin eklersin birşeyler ama yani daha önce bir örneği yoktur heralde böyle bir fotomontaj örneğinin=)Ne diyelim Türk insanı yani,ürününü pazarlayabilmek için her yola başvuruyormuş demekki.Takdir sizin;ister "YUUHHH!" dersiniz,isterseniz "HELAL OLSUN!"

22 Mayıs 2009 Cuma

Çiğne TÜRKİYEM Çiğne

Geçen hafta içinde okulda kantinde otururken,sınıfın önünde bir stand gördüm."GO MOLA" adı altında bir gösteri varmış onun tanıtımını yapıyorlarmış.Yaklaşık 45dk.lık dünyanın ünlü komedi filmlerinden kesitlerle ve stand-up gösterilerinden alıntılarla hazırlanmış bir komedi gösterisi.Baktık ki seansa 15dk. var,girip gülelim bari biraz dedik.Daha sonra girdik sınıfa 15-20 kişi falan var içeride.Gösteriye başlamadan önce görevlilerden biri en önce kimin geldiğini sordu ve önümüzdeki gruptan herkes "ben,ben,..."diye atladı neyse sonrada görevli dışarıdan büyük bir kutu getirdi ve kıza verdi.Herkes ne hediye kazandığı merakıyla heyecanlandı ve kutu açıldı,süprizzzz!!içinden 1oolerce "NO ŞUGA" markalı sakız çıktı=)Ee biraz şaşkınlık biraz hayal kırıklığı ama heyecanlı oldu.Herkese dağıttılar sakızlardan.Daha önce tv'de reklamlarda gördüm ama hiç izlemedim yani,sadece bir sakız markası olduğunu biliyordum.Sakızı elime alınca dikkatimi ilk çeken sloganları oldu:"Çiğne TÜRKİYEM Çiğne" =).Benim çok hoşuma gitti bu slogan.Aslında öle çok yaratıcı birşey değil ama güzel geldi bana ve o ana kadar nötr olan fikrim pozitif yönde gelişti markaya karşı.Arkasından da gösterim başlamadan sponsorların reklamları geçerken No Şuga'nın reklamı çıktı ve dikkatle izledim ilk defa.Reklam çok eğlenceli geldi,insanlar sürekli sakızını şişirip patlatıyolar değişik şekillerde,arada geçen sözlerde renk katıyor reklama "Çiğne babam çiğne"gibi=).O reklam filmini izlerken herkes eğlendi,reklamın sonunda ise bir espri yapılıyor "no şuga şekersiz çünkü Şeker Sizsiniz"=) Bu espriyi yapınca herkesin hoşuna gitti ve herkes güldü.Benimde çok hoşuma gitti,bende güldüm tabi ama ben dışarıda bu tip esprileri yapınca arkadaşlarım bana "ıııyyy" yapma bunu yaa diyorlar,yani iğrenç espri sınıfına sokuyorlar.Orada herkesin güldüğünü görünce insanların reklamdan etkilendiğini farkettim.Bence güzel bir reklam filmi olmuş ve insanları no şuga almaya teşvik eden iyi bir reklam filmi.Neyse,herkes gibi benimde kafamda yer etti no şuga.Ertesi gün ise markete girdim sakız alacağım,no şuga aradım alayım diye ama yok,başka bir sakız alıp çıktım.Meraktan daha sonra bir markete daha girdim ,baktım ki orada da no şuga yok.Son bir şans daha diyerek aynı gün içinde farklı bir yerde bir markete daha girdim ama orada da no şuga yok.Yani yaptıkları reklam filmi beni etkiledi ve No Şuga almaya gittim,hele ki sakız gibi bir çok çeşidin ve yıllardır bilinen markalar olmasına rağmen no şuga'yı tercih edecektim ama bulamadım.Yani yapılan o güzel reklama yatırıma yazık olmuş biraz diye düşündüm.Ayrıca sloganlarınada ihanet ediyorlar; "Çiğne TÜRKİYEM Çiğne" diyorlar ama bulamazsak nasıl çiğneyelim ki?çelişki burada.İnşallah bu sorunu aşarlar ve benim gibi reklamlarından etkilenen insanlar kolayca bulabilirler no şuga'yı.

21 Mayıs 2009 Perşembe

İSTER BEĞEN İSTER BEĞENME AMA ÖZEN


Televizyon programlarının ülkemiz insanları üzerinde ne kadar etkili olduğu ortada. Zaten hangi program tuttuysa o programın oyuncularının reklamlarda fink atması weya direk dizi içinde bir sürü reklam yapması bunu açıkça gösteriyor. İşe yarıyor mu? Tabi ki yarıyor. Çünkü insanlarımız o ünlü gibi giyinince, onun kullandığı bir ürünü kullanınca kendini onun yerine koyabilme yeteneğine sahip. Elbette sadece beğendiği için alanlardan bahsetmiyorum. normalde almayacağı bir ürünü sırf bu sebepten alanlara lafım. Son zamanların buna en çok uyan örneği hiç tartışmasız Aşk-ı Memnu. Oyuncularn bazen bir reklamda oynayıp, yüzlerini eskitmelerine gerek bile kalmıyor. Reklam ayaklarına (boyunlarına:)) geliyor. Bunu en son Jival'in yaptığını gördüm. Bihter'in boynuna bir anda bir kolye takılıyor,tabi o anda Jival'in logosu da aşağıda yayınlanıyor. Kolye Bihter'in boynuna bir takılıyor, bir çıkarılıyor. Amaç ne artık bilemiyorum. Bakın fark etmediyseniz görün biz herkesten farklı bir şey yapıyoruz imajı çizmek sanırım. Ama en büyük bomba yani beni en şaşırtanı İzmir'deki tüm parfümerilerde Absolutely İrresistible Givenchy marka parfümün tükenmiş olmasıydı. Nedeniyse aynı parfümü sadece ve sadece Behlül'ün Bihter'e hediye edişi. Zaten Tekin Acar'a gelenler parfümün adını (ve büyük olasılıkla da kokusunu) bile bilmeden Bihter parfümü diyerek istiyorlar. Ama stoklar tükenmiş durumda. Bu Givenchy için inanılmaz bir fırsat. Çünkü hiçbir emek ve para harcamadan çok iyi bir reklam yaptı. Hem de büyük paralar harcayarak elde edebileceği cinsten. Dizi yapımcıları her ne kadar markayı göstermeseler de halkımız çok hırslıdır!! (önemsiz konularda) bilirsiniz ki, ismini bulamadığı takdirde, kendi adını kendi koyup (Bihter'in parfümü) ne yapıp edip ulaşırlar. Sadece kırmızı bir şişe nelere kadir işte. Hep bayanlarımızla uğraşmak olmaz tabi. Erkeklerin de çok bir farkı var denemez. Behlül'ün giydiği tişaörtler kapış kapış gidiyor. Hatta ve hatta Behlül'ün zil sesi artık bol bol kulaklarımızda. E ne de olsa Behlül'le yarışmak zor ve bu en makul yolu.

Migros ve Garanti'den Money Card


Türk ekonomisinin iki lider kuruluşu Migros ve Garanti Bankası, Türkiye’de bir ilke imza atarak, güçbirliğine gitti. Migros Club, Bonus ve ilave fırsatları kendinde toplayan, tüm dünyada geçerli, Visa logolu kredi kartı Money Card’ı hayata geçirdi.

Money Card, marketlerde diğer kredi kartlarına göre 4 farklı kazanç sağlayan yeni bir kart programını başlatıyor. Türkiye’de ilk kez hem çok markalı hem de markaya özel sadakat kartı uygulaması olan Money Card, Bonus Card altyapısıyla Migros Club Kart altyapısını birleştiriyor ve ayrıcalıklı fırsatlarla geliştiriyor. Money Card, Türkiye’de 65 ile yayılan tüm Migros, Tansaş, Şok, 5M ve Macrocenter mağazaları ile Sanal Marketlerde kullanılabiliyor.

Visa logosu taşıyan ve pay wave ile temassız ödeme özelliğine sahip olan Money Card, aynı zamanda 300 bin Bonus Program Ortağı’nda ve yurtdışında yapılacak tüm harcamalar üzerinden bonus kazandıracak ve istenildiği noktada harcanabilecek.

Money Card tüketicilere, money puan ve bonus puan gibi çift kazanç sağlarken, üçüncü fırsat olarak ‘anında kasada ürüne özel indirim’ yapıyor. Migros, Tansaş, Şok, 5M, Macrocenter ve Sanal Marketten yapılan alışverişlerde bir ilk olarak, ‘anında kasada ürüne özel indirim’ sağlayan tek kredi kartı oluyor. Money Card‘ın dördüncü sürprizi ise her gün birçok şanslı Money Card sahibine, kasada ödemesini yaparken ‘sürpriz bedava alışveriş fırsatı’ sunması.

Money Card ile Migros, Tansaş, Şok, 5M, Macrocenter ve Sanal Market’ten alışveriş yapılarak kazanılan her money puan 1 TL değerinde. Böylece hem money hem de bonus puan kazanabilecek tüketiciler, daha da çok bedava alışveriş yapabilecekler.

Son olarak Money Card 15 Haziran’a kadar kart başvurusu yapanlara kasada anında yüzde 25 indirim sağlıyor.

FERRARI&F1


1950'den beri düzenlenen Formula 1 yarışlarına ilk yarıştan itibaren katılan Ferrari,F1'in patronu Bernie Ecclostone ile karşı karşıya gelmiş durumda.2000li yılların başlamasıyla birlikte müthiş bir atağa kalkan Ferrari ve F1'in efsane pilotlarından Michael Schumacher ile birlikte birlikte büyük başarılara imza attı.Üst üste 7sene takımlar klasmanında şampiyonluk yaşarken,Michael Schumacher ile de üst üste 5sene de sürücüler klasmanında şampiyonluğa ulaştılar.Bu süreç içindeki gelişimleri bu başarılarının gelmesinin en büyük nedeniydi.Ferrari'nin bütük bir hayran kitlesinin olması en popülar motor sporu olan F1'in popülaritesinin artmasında ve dünyaya pazarlanmasında da önemli bir rol oynamaktaydı.Fakat,Ferrari'nin oluşturmaya başladığı bu hegamonyadan rahatsız olan ve Ferrari'nin rakipsiz kalmasının F1'in pazar payını düşüreceğini düşünen Bernie Ecclostone,2004 yılından itibaren yapmaya başladığı değişiklerle Ferrari'nin önünü kesmeyi amaçladı.Bu yaptığı kısıtlamalar Ferrari'nin yaptığı r&d çalışmalarını tam olarak kullanmasını engelledi.Ve bunun sonucundada Ferrari son 2yılda eski görüntüsünden uzak kaldı.Ferrari'nin bu düşüşü taraftarlarının da yarışlara olan ilgisini azalttı ve sonuç olarak F1'in poülaritesi azaldı.
F1'in pazar payının düşmesi ve bazı sponsorların ekonomik krizide göz önüne alıp çekilmelerine yol açtı.Bernie Ecclostone,Ferrari'nin önünü kesip yarışlara heyecan getirmeyi amaçlarken F1'i pazarlamadaki en büyük yardımcısı olduğunu unuttu.Geçen hafta ise F1 yönetimi gelecek sene için bütçelere kısıtlama getirecek bir düzenleme yapacaklarını açıkladı ve bunun ardından da Ferrari cephesinden eğer böle bir durum olursa F1'den çekileceklerini açıkladılar ve bir nevi F1 yönetimini tehdit ettiler.Ferrari'nin olmadığı bir F1 düşünülemez.Bunu rakip takımların pilotları bile söylerken bakalım F1 yönetimi ve Bernie Ecclostone'un cevabı ne olacak?Ferrari'nin F1'den çekilmesi demek F1'in en önemli pazarlama aracını yani can damarının kesilmesi demek.F1 yöentiminin bunu göze alabileceğini sanmıyorum...